BİYOBENZER İLAÇLARIN HASTALARA VE EKONOMİYE KATKISI BÜYÜK

TRPharm İlaç Medikal Klinik ve ARGE Kıdemli Müdürü Dr. Serdar Altınel, biyoteknolojik ilaçların konvansiyonel ilaçlara kıyasla üretiminin daha zor ve maliyetli olduğunu belirterek, "Yüzde yüz dışa bağımlı olduğumuz bu alanda Türkiye, her 1 kilogram biyoteknolojik ilaca ortalama 1 milyon dolar ödemektedir. Türk İlaç Sanayi'nin yerli biyoteknolojik ilaç üretmesi, ülkemize ve sağlığımıza çok önemli katkılar sağlayacaktır. Konvansiyonel ilaçlar genellikle küçük moleküller ve kimyasal maddelerin bir araya getirilerek formülize edilmesi ile üretilen ilaçlardır. Bunlar genellikle üretimleri daha kolay ve daha uygun fiyatlı ilaçlardır.

Obezite cinsel yaşamı ve fertiliteyi olumsuz etkiliyor

Obezitenin her iki cinste de cinsel yaşamı olumsuz etkiliyor. Hormonal bozukluklar, cinsel istek ve aktivitede azalma ayrıca kişinin cinsel yönden tatmin olamamasının da obezitenin olumsuz sonuçları arasında. Genel Cerrahi Uzmanı ve Öğretim Üyesi Dr. Tuna Bilecik, obezitenin cinsel yaşam üzerindeki etkileri konusunda uyardı: erkeklerde her 9 kiloluk fazlalık, kısırlık (infertilite) olasılığını yüzde 10 artırıyor.

10 KOAH hastasından sadee 1'i hastalığını biliyor

Türk Toraks Derneği Başkanı Prof. Dr. Hasan Bayram, Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı'nın (KOAH) toplumda sık görülmesine rağmen yeteri kadar bilinmediğini, 10 KOAH hastasından sadece birisinin tanı aldığına dikkat çekti.

Prof. Dr. Hasan Bayram, 21 Kasım Dünya KOAH Günü nedeniyle yaptığı değerlendirmede, KOAH'lı hastaların günlük yaşamlarında aktif kalabilmelerinin mümkün olabileceğini vurgulamak için egzersizin ve hareketin önemine değinmek amacıyla "Her Adımda Sağlıklı Nefese" sloganıyla Türkiye genelinde 21 Kasım'da hasta eğitimleri, solunum fonksiyon testi ölçümleri, bilimsel toplantılar ve fiziksel aktiviteye dikkat çekecek çeşitli etkinlikler düzenlediklerini belirtti.

Bayram, “KOAH’ın erken tanısın, hastalığa bağlı sakatlık ve ölüm oranlarını azaltmakta, bu nedenle 40 yaş üstü, sigara içmiş veya içmekte olan, meslek icabı veya çevresel ortam gereği tozlu ortamlarda bulunan kişilerde müzmin seyirli öksürük, balgam ve nefes darlığı yakınmalarından en az birinin bulunması halinde, kişinin bir göğüs hastalıkları hekimi tarafından görülüp "nefes ölçüm testi" yaptırması gerektiğini belirtti.

Her 5 Hastanın 2’sinde Radyoterapiye Ek Olarak Beslenme Tedavisi Planlanması Gerekiyor

Türk Radyasyon Onkolojisi Derneği, 15 Kasım Dünya Nütrisyon Günü kapsamında düzenlediği basın toplantısıyla kanser hastalarında beslenmenin neden önemli olduğuna, bu hasta grubunda beslenmenin nasıl planlanması gerektiğine dikkat çekerek güncel yaklaşımlar hakkında bilgi verdi. Basın toplantısına; Türk Radyasyon Onkolojisi Derneği Başkanı Prof. Dr. Esra Kaytan Sağlam, Türk Radyasyon Onkolojisi Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Müge Akmansu ve Abbott Nütrisyon Türkiye Genel Müdürü Gülberk Kavşuk konuşmacı olarak katıldı.

Hastanede yatan tüm hastaların % 40 kadarının hastalığa bağlı beslenme bozukluğundan etkilendiğini belirten Türk Radyasyon Onkolojisi Derneği Başkanı Prof. Dr. Esra Kaytan Sağlam, malnütrisyonun sağlık bakım maliyetlerinin artmasına, hastalar için hastanede uzun kalış süresine ve hastalığın istenmeyen kötü gidişine yol açtığını söyledi. Prof. Sağlam basın toplantısında dernek tarafında yapılan NRS 2002 anketi sonuçlarını paylaştı:

“Türk Radyasyon Onkolojsi Derneği olarak Abbott firması ile beraber yaptığımız etkinlikte üyelerimiz için bir anket çalışması yaparak onkoloji kliniklerimizdeki meslektaşlarımızın güncel nütrisyon pratiklerini sorguladık ve kesitsel çalışma ile belli bir dönem kliniklerine gelen hastalardaki beslenme durumunu skorladık.

Yaptığımız kesitsel çalışmada 319 hastaya beslenme durumu değerlendirmesi yapıldığında her 5 hastanın 2’sinde radyoterapiye ek olarak beslenme tedavisi planlanması gerektiği ortaya konmuştur. Özellikle Gastrointestinal sistem tümörlerinde (%60), baş-boyun kanserinde (%43) ve akciğer kanserli hastalarda (%45) bu oranlar çok daha yüksektir. Mide ve yemek borusu kanserli hastaların neredeyse %90’ında beslenme riski mevcut olup besin desteği olmadan bu grup hastalarda tedaviyi tamamlamak mümkün olamamaktadır. Benzer şekilde ağız içi tümörlerde %75, yutak tümörlerinde %66,7 ve nazofarenks (geniz bölgesi) tümörlerinde %42 civarında hasta beslenme riskli grupta olup etkin desteğe ihtiyaç göstermektedir.

Hemofili tedavisindeki yenilikler

Genetik geçişli ve toplum sağlığı açısından önemli bir sağlık sorunu olan hemofili, kişiye, ailesine ve topluma önemli sorunlar yüklüyor. Hayat boyu süren kanamaya eğilim ve pıhtılaşma bozukluğu ile seyreden hastalığın tedavisi için hastalar damar yoluna bağımlı oluyor. Hastalık, hasta çocuk nedeniyle önemli oranda aile desteği gerektiriyor. Toplum ise tamamı yurt dışından ithal edilen ve pahalı biyolojik ürünleri sağlamak durumunda kalıyor. Ülkemizde kayıtlı yaklaşık 5.000 hemofili A (doğumsal faktör 8 eksikliği) ve 1.000 hemofili B (doğumsal faktör 9 eksikliği) hastasının takip ve tedavi altında olduğu biliniyor.

Sektör'den; Endüstri 2.0'da Nobel İlaca Ödül

Türkiye’nin aylık ekonomi ve iş dünyası dergisi Platin, bağımsız araştırma şirketi İpsos ile birlikte yürüttüğü çalışmalar sonucunda Platin Global 100 endeksini özel bir ödül tören ile açıkladı. Nobel Dijitalleşme/Dönüşüm Programı ile 2014 yılında Endüstri 4.0 çalışmalarına başlayan Nobel İlaç, 2018 yılı özel teması Endüstri 4.0 olan Platin Global 100 endeksi kapsamında özel ödüle layık görüldü.

Nobel İlaç adına ödülü alan Bilgi Teknolojileri Direktörü Bidar Özgür Ulutaş, ödül sonrası bu başarı sürecini şöyle özetledi:

Yüzde yüz Türk sermayeli Nobel İlaç, yarım asrı aşan tecrübesiyle sektörün öncü ve yenilikçi şirketlerinden biridir. Halen Türkiye’de iki, Kazakistan ve Özbekistan’da birer olmak üzere dört üretim tesisi ve yaklaşık 2.500 kişilik kadro ile faaliyetlerimize devam ediyoruz. Uluslararası standartlara göre ürettiğimiz etkin ve yüksek nitelikteki ürünlerimizi yaklaşık elli ülkeye ihraç ediyor, yirmi ülkede de tanıtım ve satış faaliyetlerimizi, bu ülkelerde kurduğumuz temsilciliklerde kendi ekiplerimiz ile yürütüyoruz. Endüstri 4.0 kapsamında da ilaç sektöründe öncü şirketlerden biri olduk. Temel hedefleri büyüme, verimlilik ve yeni pazarlara açılım olan firmamızın, büyüyen ihtiyaçlarına yanıt verebilmek için “Nobel Dijitalleşme/Dönüşüm Programı”na 2014’te yılında başladık. Hatta 3E adlı bir sloganımız da var: Etkin, Entegre, E-dönüşüm.

Türkiye'de diyabet görülme sıklığı 12 yılda yüzde 90 arttı

Sosyal ve ekonomik yüküyle hem toplum sağlığını hem de sağlık sistemlerini pek çok güçlükle karşı karşıya bırakan diyabetin, tüm dünyada görülme sıklığı artıyor. Uluslararası Diyabet Federasyonu (IDF) verilerine göre 2017 yılında dünya üzerinde 425 milyon diyabetli olduğu ve bu sayının 2045 yılında 629 milyona ulaşacağı tahmin ediliyor. Türkiye'de de diyabet sıklığı, 2010 yılında yapılan TURDEP II çalışmasına göre %13,7'ye çıkmış ve 12 yılda %90 oranında bir artış göstermiştir.

Morbiditeyi artıran önemli hastalıklardan biri olarak kabul edilen diyabet, son dönemde görülen böbrek yetmezliklerinin yarısının, 65 yaş altı körlük ve travma dışı nedenlere bağlı ampütasyonun ise en yaygın nedeni olarak da nitelendiriliyor.

Sektör'den; AstraZeneca, bilim alanında faaliyet gösteren en iyi 20 şirketten biri seçildi

AstraZeneca, dünyanın en prestijli akademik dergilerinden biri olan Science Magazine'in gerçekleştirdiği ankette, bir kez daha bilim alanında dünyanın en iyi 20 işvereninden biri seçildi. Dünya genelinde ilaç, biyo-ilaç ve biyoteknoloji alanlarında çalışan 8 binin üzerinde bilim insanının katıldığı ankette çalışanlara, çalışma kültürüne, etik değerlere ve sosyal sorumluluğa saygı gibi değerler kriter olarak alındı.

Türkiye'nin % 39'u kan şekerini ölçtürmüyor

Avrupa ülkelerinde hayatları boyunca kan şekerini ölçtürmeyenlerin oranı belli olurken, Türkiye’de bu oranın yüzde 39’la zirvede yer aldığı görüldü.
Medya takibinin öncü kurumu Ajans Press, Avrupa ülkelerinde kan şekerini hiç ölçtürmemiş kişilerin oranını inceledi. Ajans Press’in Eurostat’ın son verilerinin yanı sıra medya yansımalarından derlediği bilgilere göre, Türkiye’de hiç kan şekerini ölçtürmeyenlerin oranı yüzde 39 olarak görüldü. Türkiye bu oran ile Avrupa’nın birincisi sırasına yerleşirken, onu yüzde 38,90 oranıyla İrlanda izledi. Buna karşın, Estonya’da kan şekerini hiç ölçtürmeyenlerin oranı sadece yüzde 6,30 olarak kaydedilirken, bu oranla listenin son sırasında yer aldı. İlk beş içerisinde yer alıp Türkiye ve İrlanda’yı takip eden diğer ülkeler ise; Hollanda, Birleşik Krallık ve Danimarka oldu.

KOAH hastaları için aşı uyarısı

21 Kasım Dünya KOAH Günü vesilesiyle görüş bildiren Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Türk Toraks Derneği KOAH Çalışma Grubu Üyesi Prof. Dr. Oğuz Kılınç, KOAH hakkında önemli bilgiler verdi ve KOAH hastalarının zatürreye yakalanma riskinin daha yüksek olduğunu ve bu nedenle aşılarını ihmal etmemeleri gerektiğini vurguladı. Prof. Dr. Oğuz Kılınç zatürre aşısının risk grubundaki kişilere ücretsiz olarak uygulandığını hatırlattı.

2040’ta her 10 kişiden 1’i diyabetli olacak

Diyabet hastalığı her geçen gün artıyor. Türkiye, 2035 yılında 11.8 milyon diyabet hastası ile dünyada 9’uncu sırada yer alabilir. 14 Kasım Dünya Diyabet Günü temasının bu yıl ve gelecek yıl için ‘Aile ve Diyabet’ olarak belirlendiğini ifade eden Beykoz Üniversitesi Meslek Yüksekokulu Müdürü Prof. Dr. Gülten Kaptan Ateşoğlu, sağlıklı bir diyabet yönetimi sağlanmasında aile ve diyabet birlikteliğinin çok önemli olduğunu söyledi. Diyabet kontrolünde eğitim, diyet değişikliği, ilaç, fiziksel aktivite ve disiplinin sağlanmasında ailelerin diyabetli bireyi desteklemesinin hayat kurtarabileceğini açıkladı.

MR'da hala birinciyiz

Türk Radyoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Tamer Kaya, vatandaşların ‘acaba içeride ne var ne yok’ merakı için görüntüleme yöntemlerini talep ettiği, bu sayede ise gereksiz tetkik yoğunluğu oluştuğunu söyledi. Prof. Dr. Kaya, ‘İçeride ne var’ merakı, ihtiyacı olan hastalara yeterince tetkik yapılacak zaman kalmamasına neden oluyor. Bir günde 30 hasta doğru raporlanacakken, 100 tane olunca hasta başına 1 ya da 2 dakika zaman ayrılmak zorunda kalınıyor" dedi.
Türk Radyoloji Derneği (TRD) tarafından düzenlenen ’39.Ulusal Radyoloji Kongresi-TÜRKRAD 2018’ Antalya Kemer’de yapıldı. Kongrede yapılan basın toplantısına, Türk Radyoloji Derneği Başkanı ve Kongre Başkanı Prof. Dr. Tamer Kaya, 39. Ulusal Radyolojisi Kongresi Bilimsel Kurul Başkanı Prof. Dr. Murat Danacı, Türk Radyoloji Derneği Genel Sekreteri ve Kongre Genel Sekreteri Prof. Dr. Tuncay Hazırolan, Tıp Bilişimi Derneği Başkanı ve Türk Radyoloji Derneği üyesi Prof. Dr. Oğuz Dicle, Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyolojisi Anabilim Dalı ve Pediatrik Radyolojisi Bilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Meltem Ceyhan Bilgici katıldı.

Orkun Erkuş, Araştırmacı İlaç Firmaları Derneği (AIFD) Pazara Erişim Direktörü oldu

2004 yılında Başkent Üniversitesi Endüstri Mühendisliği Bölümünden mezun olan Orkun Erkuş, 2013 yılında University of Southern California'nın Kamu Politikası bölümünde yüksek lisansını tamamladı. İş hayatına 2004 yılında, Milli Prodüktivite Merkezi'nde Uzman Yardımcısı olarak başladı. 2005 yılında Türkiye Cumhuriyeti Hazine Müsteşarlığı'nda Hazine Uzman Yardımcısı olarak görev yapmaya başlayan Orkun Erkuş, burada sırasıyla Hazine Uzmanı ve Daire Başkanlığı görevlerinde bulundu. Orkun Erkuş son olarak Araştırmacı İlaç Firmaları Derneği'nde Pazara Erişim Direktörü olarak çalışmaya başladı. Erkuş yeni görevinde, AIFD'nin pazar erişim biriminin önceliklerinin belirlenmesi ve içerik geliştirme konularından sorumlu olacak.

TÜBA 2018 Akademi Ödülleri Açıklandı

Sağlık ve Yaşam Bilimleri: Fatih Mehmet Uçkun (Minnesota Üniversitesi Öğretim Üyesi, Ares Pharmaceuticals’ın İcra Komitesi Başkanı ve Syneos’un Executive Medikal Direktörü), CD19 antijenine yönelik yeni tedavi yöntemlerinin kötü prognozlu lösemi ve lenfomada yararlı olabileceğini gösteren çalışmaları üzerine ödüle sahip oldu.

Akciğer kanserinin Türkiye’ye maliyeti 8,8 milyar TL

Akciğer kanserinin Türkiye’deki ekonomik yükünü ortaya koyan Türkiye’de Akciğer Kanseri Raporu açıklandı. Rapor, akciğer kanserinin Türkiye’deki toplam ekonomik yükünün yaklaşık 8,8 milyar TL olduğunu ortaya koydu. Raporda akciğer kanserinin yarattığı ekonomik yükün yanı sıra; akciğer kanserinde risk faktörleri ve önlenmesi, erken tanı ve tarama programları, tanı ve tedavi süreci, destek tedavi konularıyla ilgili ülkemizdeki mevcut durum da analiz edildi ve her bir alan için iyileştirme yapılabilecek noktalar belirlenerek, çözüm önerileri sunuldu.

Sayfalar