ALJİNATLAR: OKYANUSTAN GASTROÖZOFAGEAL REFLÜ HASTALIĞI TEDAVİSİNE

Daha önce ülkemizde bu kadar geniş ve kapsamlı incelenmemiş bir konu olan aljinatların gastroözafageal reflü hastalığının (GÖRH) tedavisindeki rolünü gözden geçiren ve en güncel değerlendirme olan “Aljinatlar: Okyanustan Gastroözafageal Reflü Hastalığı Tedavisine” adlı çalışma, 21-24 Eylül 2019 tarihleri arasında İstanbul’da gerçekleştirilen Dünya Gastroenteroloji Kongresinde ilk defa sunuldu.

Diyabet her yaş grubuna göre ayrı değerlendirilmeli

Çocuk Endokrinolojisi ve Diyabet Derneği ve Diyabet Çalışma Grubu tarafından, ülkemizde ilk kez düzenlenen “ 1. Ulusal Çocuk ve Ergen Diyabet Sempozyumu”, 3-5 Ekim 2019 tarihleri arasında Ankara’da gerçekleştirildi.
“Diyabet ve Beyin, Prediyabet ve Önlem Çalışmaları, Diyabette Yeni İnsülinler ve Yeni İlaçlar, Okul Öncesi Çocuklarda Diyabet Yönetimi, Adolesan Diyabette Özel Sorunlar, Okulda Diyabet Programı, Diyabet ve Teknoloji, Sporcularda Diyabet Yönetimi” gibi ilgi çeken konu başlıklarında oturumların gerçekleştirildiği sempozyumu 200’ün üzerinde katılımcı takip etti.
Sempozyumda açıklamalarda bulunan Sempozyum Başkanı, aynı zamanda Çocuk Endokrinolojisi ve Diyabet Derneği Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Zehra Aycan, çocukluk çağı diyabetinin % 90’dan fazlasının Tip 1 diyabet olduğunu belirterek, “Tip 1 diyabet mutlak insülin eksikliği ile giden ve tedavisinde insülinin mutlaka yerine konması gereken bir hastalıktır. İnsülin kullanılması hayati önemi haizdir. Tedavi başarısı eksik olan insülinin insan fizyolojisine uygun bir şekilde yerine konması, doğru beslenme ilkelerini benimsemesi ve hareketli bir yaşam tarzı ile mümkün olacaktır” dedi.

Prof. Dr. Marsel Mesulam’a Eczacıbaşı Tıp Onur Ödülü

Eczacıbaşı Topluluğu’nun 1959 yılında tıp alanında başlattığı ödüllendirme ve destek geleneğinin 60. yılında, Tıp Onur Ödülü’nün sahibi Prof. Dr. Marsel Mesulam oldu. Evrensel bilime en üst düzeydeki katkıları ve ülkemizdeki pek çok akademisyen ve bilimsel etkinliğe verdiği yakın destek nedeniyle Tıp Onur Ödülü’ne layık görülen Prof. Dr. Mesulam, davranış nörolojisi ve demans (bunama) biyolojisi alanlarında yaptığı çığır açıcı buluşlarıyla tüm dünyada tanınan başarılı bilim insanları arasında yer alıyor. İlk kez Prof. Dr. Mesulam tarafından tanımlanan demans hastalığının bağımsız bir formu olan “primer progresif afazi sendromu” tıp bilim tarihinde “Mesulam hastalığı” olarak anılıyor.

İSTAHED: YENİ SAĞLIK RAPORLARI YÖNERGESİYLE KAOS DEVAM EDECEK!

Yeni duyurulan Sağlık Raporları Yönergesi ile ilgili, İstanbul Aile Hekimliği Derneği (İSTAHED) Başkan Yardımcısı Dr. Senem Özşehir’in yaptığı yazılı açıklamada şu ifadeler yer aldı:

“30.09.2019 tarihi itibarı ile Sağlık Bakanlığı sitesinden bir duyuru yapılarak hem hekimlerin hem de vatandaşın canına tak dedirten sağlık raporları karmaşasını bitirmeyi amaçlayan bir yönerge yayınlandı. Yönergenin makam oluru kısmındaki cümleler bu konunun artık ne kadar saçma bir hale geldiğinin itirafı gibiydi, şöyle deniyordu: ‘Türkiye’de evlilik, işe giriş, maluliyet, askere elverişlilik, engellilik tespiti, okula kayıt, silah ruhsatı, spor lisansı, sürücü raporları gibi birçok konuda farklı amaçla sağlık raporları düzenlenmektedir. Bunların yanı sıra kişilerin hastalanmaları halinde düzenlenen istirahat raporları ile ilaç ve tıbbi malzemenin temini gibi konularda da sağlık raporu düzenlenmesi gerekmektedir.’ Bu cümleler gerçekti ve doğrusu gerçeğin de sadece bir kısmını itiraf ediyordu. Halkımız neredeyse nefes almak için bile sağlık raporu almaya zorlanmaktaydı. Basit okul etkinliklerine katılacak öğrenciden kreşe gidecek 4 yaşındaki evladımıza, mahallesindeki bir havuzda biraz stres atmak isteyen gencimizden, askere gidecek olana, notere işi düşenden uçakla seyahat edecek olan yolcuya, hatta televizyonda bir programa katılacak olan seyirciye kadar her kesten, her konuda sağlık raporu istenir hale gelmişti.

DÜNYA AKCİĞER GÜNÜ

Türk Toraks Derneği Başkanı Prof. Dr. Hasan Bayram, 25 Eylül “Dünya Akciğer Günü” dolayısıyla yaptığı açıklamada, solunum sistemi hastalıklarının tüm dünyada sıklıkla göz ardı edilen ancak önemli oranda sağlık yüküne yol açan bir sorun olduğunu söyledi.
Prof. Dr. Hasan Bayram, “Halk sağlığı için ciddi bir tehdit oluşturan akciğer hastalıkları ve nedenlerine daha iyi odaklanmak üzere ilk defa 2017’de, Uluslararası Solunum Dernekleri Forumunun (‘Forum of International Respiratory Societies’, FIRS) girişimi, uluslararası solunum derneklerinin işbirliği ile 25 Eylül Dünya Akciğer Günü olarak ilan edilmiştir. Dünya Akciğer Günü’nün amacı solunum hastalıkları hakkında farkındalık yaratmak, solunum hastalıklarını önleme ve kontrol stratejilerini önceleme konularının küresel halk sağlığı hedeflerinin arasına alınmasını sağlamaktır. Asıl önemlisi, maddi gücü olsun-olmasın, herkesin sağlık hizmetine erişebilmesi ve kesintisiz sağlık hizmetini alabilmesidir. Bu sağlanamadığı taktirde; veremin, kanserin ve diğer hastalıkların tedavisi etkili olamaz, akciğer hastalıklarına karşı başarı elde edilemez.” dedi.

Behçet Hastalığı en sık ülkemizde görülüyor

Behçet sendromu, 1937 yılında Profesör Hulusi Behçet tarafından tarif edilmiş bir tür damar iltihabı hastalığıdır. Hastalığa ismini vermiş olan Hulusi Behçet, İstanbul Tıp Fakültesinde görev
yapmış bir cildiye profesörüdür. Hastalığın üç ana bulgusu olan: tekrarlayan ağız içi yaraları (diğer adıyla aft), özel bir tür göz iltihabi olan üveit ve genital bölgedeki ülserlerin birlikteliğini tarif eden makalesinin ardından bu hastalık, Behçet isimle anılmaya başlanmıştır. Behçet sendromuna eski
ipek yolunun geçtiği ülkelerde daha sık rastlanmaktadır. Japonya, Çin, Kore ve İran’da yaygın bir
hastalıktır. Behçet sendromu dünyada en sık ülkemizde görülmektedir (prevalans: 100.000 de
421). Bir çok organda tutulum yaratan Behçet sendromu, damarları tuttuğunda ölümcül
sorunlara neden olabilmektedir. Bunun yanında göz tutulumu etkin biçimde tedavi edilmediğinde
körlüğe kadar ilerleyebilmektedir. Behçet sendromunda eklemler, merkezi sinir sistemi ve deri
tutulumu da meydana gelebilir.

Bu Besinler Unutkanlığa İyi Geliyor

Bir söz vardır, zaman zaman hepimiz kullanırız. ‘’ Dün ne yediğimi bile hatırlamıyorum.’’ Ya da gün içinde hangi eşyamızı nereye koyduğumuzu, yapmamız gereken işlerimizi bile unutabiliyoruz. Peki bu unutkanlığın beslenmeye bağlı olabileceğini hiç düşündünüz mü? Hastane Derindere Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuğba Günal “Bilimsel çalışmalar; yanlış diyetlerin yetersiz tek tip beslenmenin hafızamız üzerinde olumsuz etkisi olduğunu göstermektedir. Bu durumları ancak beynimize iyi bakarak engelleyebiliriz. Bazı besinleri tüketmek hafızamızı öyle çok güçlendirir ki en güzel anılarınızı unutmazsınız.” diyor.

TAJEV, kadın ve bebek sağlığı için Ordu’daydı

Türk-Alman Jinekoloji Eğitim, Araştırma ve Hizmet Vakfı (TAJEV), sosyal sorumluluk çalışmaları kapsamında “Sadece Benim İçin” adıyla 6 - 7 Eylül 2019 tarihlerinde Ordu Kültür Sanat Merkezi’nde bir dizi eğitim ve tarama çalışmaları gerçekleştirdi. TAJEV üyeleri, anne ve bebek ölümlerini azaltmak, kadınları kanser konusunda bilinçlendirmek, jinekolojik kontrollerin önemini anlatmak ve sağlık personeline eğitim vermek amacıyla Ordu'ya geldi.

TAJEV; Sağlık Bakanlığı, Ordu Valiliği, Ordu Büyükşehir Belediyesi, Ordu İl Sağlık Müdürlüğü ve sivil toplum örgütlerinin desteğini alarak üstlendiği bu projede, ilk gün sağlık çalışanlarına yönelik eğitimler yapıldı. İkinci günde ise anne ve anne adayları bilgilendirildiği gibi sağlık taramaları ile de var olan sağlık problemlerinin belirlenmesine katkı sağlanması amaçlandı.

Rahim ağzı kanserinden aşıyla korunmak mümkün

Jinekolojik kanserlerle ilgili farkındalığı artırmak, rahim, rahim ağzı, yumurtalık, vajina ve vulva kanserleri gibi kadınları etkileyen başlıca kanser türlerine ilişkin risk faktörlerine, semptomlara, erken teşhis ve önleme stratejilerine dikkat çekmek amacıyla 20 Eylül tarihi bu yıl itibariyle “Dünya Jinekolojik Kanserler Farkındalık Günü” olarak ilan edildi.
Türk Alman Jinekoloji Eğitim ve Araştırma Hizmet Vakfı (TAJEV) Başkanı Prof. Dr. Cihat Ünlü, “Dünya Jinekolojik Kanserler Farkındalık Günü” dolayısıyla, kadınlarda sık görülen rahim ağzı kanseri ile ilgili açıklamalarda bulundu.

KML ile ilgili bütün soruların cevapları “KML ile Yaşam” kanalında

Pfizer Onkoloji, “KML ile Yaşam” YouTube kanalını hayata geçirdi. Kronik miyeloid lösemi hakkında merak edilenleri, günlük yaşama olan etkilerini açıklamayı ve hastalığının tedavisi, yanıt kriterleri, beslenme önerileri ve daha birçok konuyla ilgili sorulara cevap vermeyi amaçlayan kanalın, alanında öncü hekimlerin konuşmalarıyla hasta ve hasta yakınlarına pratik ve güvenilir bir bilgi kaynağı olması amaçlanıyor.

Elektronik sigaranın sağlığa zararları tartışmasızdır!

Prof. Dr. Elif Dağlı, elektronik sigaraların son zamanlarda saptanan yeni zararlarını şu şekilde özetledi:

“Elektronik sigara (e-sigara), klasik sigara içimini azaltan ya da bıraktıran bir uygulama değildir. Araştırmalar e-sigara kullananların %79’unun klasik sigara içmeye de devam ettiğini ortaya koymuştur. E-sigara içicilerinde felç riski %70, kalp krizi riski %60, koroner arter hastalığı riski %40 daha yüksektir. E-sigaranın içinde bulunan propilen glikol ve gliserol ısınıp buharlaştığında kanserojen maddeler açığa çıkmaktadır. Bu iki maddenin ayrıca iltihap yapıcı etkisi de gösterilmiştir. E-sigara aroma ve tatlandırıcıları kendi aralarında kimyasal etkileşime girerek farklı kimyasallara dönüşmektedir. Bu aroma ve tatlandırıcılar damarları döşeyen hücrelerde hasara neden olmaktadır. E-sigara buharı akciğeri koruyan makrofaj hücrelerinin çalışmasını bozmakta ve akciğeri her türlü hastalığa açık hale getirmektedir. Klasik sigaralardan farklı olarak e-sigaralarda bulunan lityum pillerinin patlaması yüz, göz, ağız ve çene yaralanmalarına neden olmaktadır. E-sigara cihazları içine çeşitli yasa dışı uyuşturucular konularak kullanılmaktadır. Bu durum özellikle gençlerde saldırganlık, kalp ritm bozuklukları, böbrek yetmezliği ve sara nöbetine yol açmaktadır. Zaten Amerikan İlaç ve Gıda Dairesi, e-sigara kullandıktan hemen sonra sara nöbeti geçiren 35 olgu nedeniyle e-sigaranın beyin üzerine etkilerini araştırmaktadır. E-sigaranın zararlı olduğu artık tartışmalı bir konu olmaktan çıkmıştır.” dedi.

İnflamatuvar barsak hastalığı, hastaların sosyal yaşamdan kopmalarına sebep oluyor

Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Gastroenteroloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi ve İnflamatuvar Barsak Hastalıkları Derneği Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Ahmet Tezel, ülkemizde tahminen 100.000 kişiden 40 - 80'inde görülen ve kişilerin sosyal yaşamdan kopmasına sebep olabilen İnflamatuvar Barsak Hastalıkları hakkında önemli bilgiler verdi ve hastalara önerilerde bulundu.

Biocodex mikrobiyota vakfı’nın türkiye proje çağrısı

Biocodex Mikrobiyota Vakfı’ndan yapılan açıklamaya göre, 2017 yılında, alanında bilimsel kabul görmüş, öncü bilim insanlarının danışmanlığında ve “İnsan Sağlığı ve Hastalıklarında Bağırsak Mikrobiyotası” ile ilgili temel veya klinik çalışmaları desteklemek üzere kurulmuştur.
Mikrobiyota ve onun dünya sağlığı ile ilgisi konusunda gittikçe artan küresel bir ilgi söz konusudur. Bilim insanları, akademik çevreler, hükümetler ve genel kamuoyu mikrobiyota çalışmalarını desteklemektedir.
Biocodex Mikrobiyota Vakfı insan mikrobiyomunun bağırsak, deri, jinekolojik vb. gibi her türlü alanındaki uluslararası kanaat liderlerinin araştırmalarını destekleyecektir.

Doğal olandan uzaklaştıkça hastalıklar artıyor

Mikrobiyotanın 2010 yılından itibaren önce bilim dünyasının daha sonrasında ise toplumun ve medyanın gündemine girdiğini belirten, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi, aynı zamanda Pediatrik Probiyotik, Prebiyotik ve Mikrobiyota Derneği Başkanı Prof. Dr. Ener Çağrı Dinleyici, “Tanımlanması yeni olmakla birlikte insanoğlu varoluşundan beri mikrobiyotası ile birlikte yaşamaktaydı, yeni olan sadece bunu farketmemiz. Mikrobiyota vücudumuzda başta bağırsaklarımız olmak üzere tüm organlarımızda bizimle birlikte yaşayan mikroplar, yani bakterileri, virüsler ve diğerleri. Aslında önemli değişim bu noktaydı, geçmişte bizi hasta eden bakterilerin yanında bizimle birlikte yaşadığında sağlıklı olmamızı sağlayan, birçok hastalıktan koruyan bakterilerin olduğu öğrendik. Mikrobiyom ise bizim ile birlikte yaşayan bakterilerin ve diğer mikroorganizmaların genetik özelliklerini de tanımlamaktaydı. Sonuçta bizim bedenimiz, genetik özelliklerimiz, mikrobiyota elemanları ve onların genetik yükü hep birlikte yaşıyoruz. Tüm bu nedenlerin ışığında 27 Haziran günü tüm dünyada Dünya Mikrobiyom Günü olarak belirlenip, sağlıklı mikrobiyotanın korunması hedeflenmektedir.” dedi.

Hemofili hastalığının anne karnında teşhisi mümkün

Kanda pıhtılaşmayı sağlayan proteinlerin doğuştan eksikliği veya yokluğu sonucu ortaya çıkan bir kanama-pıhtılaşma hastalığı olan hemofiliye karşı farkındalığı artırmak ve bu sayede hastalığın daha erken tanınmasını sağlamak amacıyla Türkiye Hemofili Derneği Başkanı Prof. Dr. Bülent Zülfikar hastalık hakkında önemli bilgiler verdi.

Genellikle doğumdan sonra başlayan ve ömür boyu tekrar edebilen kanamalara sebep olan hemofili hastalığı, kanda pıhtılaşmayı sağlayan proteinlerin doğuştan eksikliği veya yokluğu sonucu ortaya çıkan bir kanama-pıhtılaşma hastalığıdır. Hemofili hastalığının görüldüğü kişilerde en sık kas – eklem kanamaları görülür ve iyi tedavi-takip edilmediğinde eklemleri bozarak sakatlıklara neden olabilir.

Sayfalar