Genetik testler kanser tedavisine yol gösterecek
Oldukça yeni bir teknoloji olmasına rağmen genetik testler hızla yaygınlaşıyor. Onkolojide hedefe yönelik tedavinin başarısını önemli oranda artırabilen bu uygulamalar yüksek fiyat dezavantajından da kurtulmak üzere. Artık birçok tedavide maliyet etkin olduğu belirtilen genetik testler önemli avantajlar sağlayabiliyor. Genetik testlerin Onkoloji’deki geleceğini Bilkent Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Işık Yuluğ ile konuştuk.
Son yıllarda moleküler teknoloji ile ilgili olarak çok sayıda araştırma yapıldığını ve bu alanda önemli bir aşamaya gelindiğini söyleyen Doç. Dr. Yuluğ, “Bu teknolojiyle çok sayıda hastayı aynı anda istenen bütün genler açısından taramamız mümkün hale geldi. Meme kanserinde işlem şu şekilde yapılıyor: Taze tümör doku örneklerinden mesajcı RNA’lar elde edilebiliyor. Bunları genomdaki bütün genleri kapsayan mikroçiplere koyuyoruz. Bu çiplerle her bir hasta örneğini taramamız mümkündür. Örneğin meme kanserine neden olan alt grupları ayıracaksınız. Sınıflama ve tümörün histolojik değerlendirmesini de yaparak 44.000 genin her bir hasta için ifadesini ve sonuçlarını alabiliyoruz. Ardından biyoinformatik kullanarak DNA örneğinde anlamlı şekilde bir araya düşen genler tespit ediliyor. Meme kanserinin alt tipleri arasındaki farklılık oluşup oluşmadığını saptamak da mümkün oluyor” diye konuştu.
Genetik testler belli kanser türlerinde tedaviyi etkinleştiriyor
Genetik testlerin kanser hastalarında tedavi seçimi konusunda önemli bilgiler sağladığını belirten Doç. Dr. Yuluğ, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu alanda kullanıma giren birçok yeni test kiti artık piyasada mevcut. Hastanın örneğini alıp, sadece RNA izole ederek kullandığımız özel bir teknik bulunuyor. Polimer zincir reaksiyonunu kullanarak her bir genin o hastadan aldığımız örnekteki ifade profiline bakıyoruz. Bundan sonra hastanın neo adjuvan tedavi alıp alamayacağı konusunda bilgi elde ediyoruz. Genelde bu hastalar nod (-), östrojen reseptörü (+) ve Herb 2 (+) hastalardır. Bu yöntem; ‘Hastaların ileriye dönük olarak nüks riski nedir? Hasta neo adjuvan tedavi alsın mı almasın mı?’ sorularına yanıt veren bir yöntemdir. Her hastada sonuç vermeyebilir. Ama bu tür hastalarda önemli oranda ön bilgi sağlıyor. Böylece tedavinin hangi hastada daha başarılı olabileceğine dair öngörü sahibi olmak mümkün olabiliyor. Bu testi yapmadan bütün hastalara neo adjuvan tedavi verilebilir, ama bazıları bundan fayda görürken diğerleri görmeyecektir. Böylece hem gereksiz tedavi engellenmiş olacak hem de tedavi maliyetleri azaltılmış olacaktır.”
Testler artık yaygın olarak kullanılıyor
Genetik testlerin kanser tedavisinde kullanımı konusunda ABD’de son yıllarda önemli atılımlar yapıldığını ifade eden Doç. Dr. Yuluğ, “Bu testlerin fiyatları şimdilik biraz yüksek gibi gözükse de bazı sigorta şirketleri bunları çoktan ödeme kapsamına aldı bile. Çünkü kanser tedavisinde kullanılan ilaçlar çok pahalı ve uygun olmayan hastada kullanımı hiçbir yarar sağlamayabiliyor. Dolayısıyla bu testler maliyet etkin hale geldi. Yakın gelecekte bu test kitlerini üreten firmaların artmasıyla fiyatlar daha da düşecektir. Bunun sonucunda oldukça yaygın kullanım söz konusu olacaktır. Böylece hem hastanın boşuna ilaç alımı önlenmiş olacak, hem de ciddi bir mali savurganlık engellenecektir. Üretici firmalar arasında rekabetin oluşmasıyla birlikte çok avantajlı bir yönteme dönüşeceğini düşünüyoruz” dedi.
Hastaların 5 yıl içinde uzak metastaz yapma riski belirlenebilecek
gen profillerinin belirginleşmesiyle birlikte bakılacak gen dizilerinin daha iyi ortaya konacağını belirten Doç. Dr. Yuluğ, “Sistemin maliyeti bu açıdan da düşecektir. Örneğin ‘mama print’ diye bir test kiti var. Bu testle 70 gene bakılıyor. Şu anda bu kitin faz 2 çalışması sürüyor. Bununla hastaların 5 yıl içinde uzak metastaz yapma riskinin ne olacağı belirlenebiliyor. Daha önce 70 gen çıkarılmadan bu yapılamıyordu. Dolayısıyla bu alanlarda yapılacak bilimsel çalışmalar aynı zamanda hedefin de daralmasını sağlayacaktır. Bunun için hastanın taze tümör dokusunun kullanılması gerekiyor. Her hasta için risk profili çıkarılabiliyor. Elde edilen sonuçlar bir algoritma aracılığıyla risk analizine dönüştürülüyor. Bunlar zaman içerisinde daha kesin sonuçlar verir hale gelecektir” diye konuştu.
Genetik testlerin şimdilik histoloji ya da histopatolojinin yerini alabilecek düzeye gelmediğini söyleyen Doç. Dr. Yuluğ, şu bilgileri verdi: “Bu testler şimdilik destekleyici nitelik taşıyorlar. Testlerin rutine girmesi belli bir süre alacaktır, ama yapılan araştırmalar gerçekten büyük umut veriyor. Bunların meme kanserinden başka kanser türlerinde de ciddi kullanım alanları olacaktır. Karaciğer ve kolon kanseriyle ilgili olarak da ciddi çalışmalar yürütülüyor. Çünkü her kanserde hücrenin içindeki genlerin ifadesi kanser tipine göre çok değişebiliyor. Meme kanserindeki genetik değişimle karaciğer kanserindeki farklılık gösteriyor. Bunun yanında p53 gibi tümör baskılayıcı genler, her kanserde ortak özellikler de gösterebiliyorlar. Ama meme çok özel bir doku, çünkü hormonla düzenleniyor.”
Genetik testlerin farmakogenetik uygulamaları:
Hedefe yönelik ilaç tedavisinin öneminin giderek arttığını dile getiren Doç. Dr. Yuluğ, “Özellikle trozinkinaz inhibitörleri, epidermal büyüme faktörünün fosforile olan bir bölgesi vardır. Hücrenin içinde sitoplazmada kalır. Bunun bir membran yüzeyi bir de hücrenin içine bakan yüzeyi vardır. Membran tarafını antikorlarla bloke edebilirsiniz. Her2 antikorları bunun için yapılıyor. Fakat bazen kapatmak yeterli olmuyor, çünkü mutasyon alt kısımdaysa zaten sinyali iletmeye devam ediyor. Trozinkinaz inhibitörleri taktığınız zaman proteinler fosforile olamadığı için, hücrenin içine sinyal iletemiyorlar. Bu nedenle akciğer kanserinde oldukça etkili olarak kullanılıyor. Farmakogenetikte aslında kişiye özel tek nükleotid polimorfizmini çıkarmak gerekiyor. Böylece metabolizma hızını belirleyip tedavi profili oluşturulabiliyor. Bunlar şimdilik çok yeni uygulamalar. Hücredeki proteinlerin nerde ne iş yaptığını ve hangilerinin anahtar molekül olduğunu anlamaya başlayınca en aşağıdaki molekülü kapatmaktansa o yolun en yukarısındaki yani suyun başını kapatmak daha pratik olacaktır” diye konuştu.
Henüz yolun başındayız
Hücrenin içinde çok karmaşık bir protein ağı bulunduğunu ve bu alandaki çalışmalar olgunlaştıkça tedavilerin de ciddi şekilde değişeceğini kaydeden Doç. Dr. Yuluğ, sözlerini şöyle noktaladı:
“Şu anda temel bilgiler önemli ölçüde oturmaya başladı, ama hala zamana ihtiyacımız var. Daha bilmediğimiz çok fazla parça mevcut. Mesela karaciğer dokusunda bir gen x proteinini yaparken, aynı gen beyinde y proteini yapabiliyor. Bir anlamda dokuya özgü gen ifade profilleri var. Genetik belirteçlerin önemi her geçen gün artıyor. Kullanılan testler hem ucuzluyor, hem de niteliği gelişiyor. Özellikle farmakogenetik acıdan metabolizma hızlarının belirlenerek ilaçların optimum düzeyde kullanımına yönelik olarak bir süre sonra bu testler maliyet etkin hale gelecektir. 10 yıl sonra genlerin özellikle hücre içindeki fonksiyonlarına yönelik elimizde çok daha kesin ve önemli bilgiler olacak. Bunun sonucunda kanser tedavisinde çok daha önemli ve başarılı bir konuma ulaşacağız.”
Hüseyin Kandemir / Medical Tribune - Türkiye












