Doktor–hasta iletişimi nasıl olmalı?

Sağlık sektöründe iletişim kanallarının kapalı bir görüntü yansıtması toplumsal ve sosyal bir sorun olarak karşımıza çıkıyor. Dolayısıyla günümüzde doktor ve hasta arasındaki iletişimin niteliği de giderek önem kazanıyor. Bu konuda görüşlerini aldığımız “Sağlık İletişimi” kitabının yazarı İstanbul Ünv. İletişim Fakültesi’nden Prof. Dr. Ayla Okay sorularımızı yanıtladı.

Ropörtaj : Zuhal Demirarslan

MT: Siz sağlık iletişimi ile ilgili bir kitap yazdınız. Kitaptan ve bu kitabı yazma fikrinin nasıl doğduğundan bahsedebilir misiniz?
Ben üzerinde fazla çalışılmamış konularla ilgilenmeyi seviyorum. Son dönemlerde uluslararası literatürde sağlık iletişimi konusunun giderek daha fazla önem taşımaya başladığını ve ülkemizde de bu konu üzerinde yeterince durulmadığını tespit ettim, bunun üzerine yaptığım bir ön araştırmayla bu konuda yazmaya karar verdim. Günlük yaşamımızda sıklıkla karşılaştığımız çeşitli durumları, örneğin sağlık iletişimi kampanyalarını ve hekim-hasta iletişiminde yaşanan sorunları kuramsal olarak ele almak istedim.

MT: Sağlık iletişimi kavramı Türkiye'de yeni bir kavram. Yurtdışıyla kıyasladığınızda bu konuda Türkiye hangi noktada sizce?

Sağlık iletişimi kavramının kendisinin ortaya çıkışı esas olarak Amerika Birleşik Devletleri’nde olmuştur. Sağlık iletişimi 1970’li yıllardan itibaren gelişmeye ve yaygınlaşmaya başlamış çok yönlü bir iletişim alanı olarak gelişmiştir. Konunun Avrupa’ya gelip tartışılmaya başlanması bundan neredeyse otuz yıl sonraya denk geliyor. Türkiye’de ise oldukça yeni sayılabilir. Bu konu üzerinde çalışan çok fazla akademisyen bulunmamaktadır.

MT: Hekim-hasta iletişiminde en belirgin sorunlar sizce nelerdir? Bu sorunları önleyebilmek adına neler yapılmalıdır?

Bence en önemli sorunların başında zaman yetersizliği geliyor. Hekimlerimiz yoğun bir zaman baskısı altında çalışmakta ve belli bir süre içerisinde çok sayıda insanla ilgilenmek durumunda kalmaktadırlar. Elbette ki, belki tıp eğitiminde bu konu üzerinde durulmaması da bir problemdir. Hekimler zaman zaman hastayı bir bütün olarak anlamak yerine, mesafeli davranmak ve hasta ile çok fazla etkileşime geçmeyecek şekilde eğitilmektedirler.

MT: Tıp fakültelerinde sağlık iletişimi özellikle hasta ve hasta yakını ile iletişim ders olarak okutulmalı mıdır?

Kesinlikle okutulmalıdır, ancak bu dersi okutanlar kimler olmalı? bu önemli bir soru işareti. Bu dersi hekim-hasta iletişimi konusunda verimli olabilecek iletişim bilimciler ve iletişime açık hekimler bir arada tasarlayarak okutmalıdırlar. Sağlık iletişimi tıbbı ve sosyal bilimi bir araya getiren çok kompleks bir yapıdır. Bu eğitimin içeriği çok detaylı olarak çalışılarak hazırlanmalıdır. Geçen yıl Sağlık Bakanlığı’nın Ankara’da yapmış olduğu “sağlığın teşviki ve geliştirilmesi” çalıştayında YÖK’e buna yönelik olarak Tıp Fakültelerinde bu dersin konulması önerisini getirmiştik, ama dediğim gibi dersi kimlerin vereceği de büyük bir sorun olarak karşımızda duruyor, çünkü bu alanda yetişmiş akademisyen sayısı neredeyse yok denecek kadar az.

MT: Aydınlatılmış onamın hekim-hasta iletişimine etkilerinin nasıl olacağını düşünüyorsunuz?

Aydınlatılmış onamın, hasta-hekim iletişimini geliştirmede önemli olabileceğini düşünüyorum. Ancak uygulamada ne şekilde olabileceği bir tartışma meselesidir. Hekim detaylı olarak hastanın tedavi süreciyle ilgili bilgi vermek için yeterli bir zamana sahip midir? veya hastanın sağlık okur- yazarlığı seviyesinin nasıl olduğu da önem taşıyan bir diğer husustur. Her iki tarafın da üstüne düşen sorumlulukları söz konusudur. Hekim hastaya uygun iletişim teknikleriyle bilgileri verirken, hastanın da bu bilgileri alıp içselleştirmek için bilgiyi almaya açık olması gerekmektedir.

MT: Çok genel bir konu ama doktorlarımıza bir kaç örnek vermeniz gerekirse ideal doktor-hasta iletişimi nasıl olmalı, nelere dikkat edilmeli?

İdeal hekim-hasta iletişimi hastayı karşılamakla başlar, hastayı nereye nasıl oturttuğunuz ve ne kadar süreyle onu dinlediğinizle devam eder. Mesela en basitinden arada bir masanın olmasıyla hastanın karşısına oturmak yapılan hatalardan birisidir, hele bir de hekimin sandalyesi, hastanınkinden daha yüksekteyse “ben senden üstünüm” izlenimi hemen karşı tarafa verilmiş olur. Bir masanın uzun ve kısa taraflarını düşünecek olursak kısa taraf birisinin, uzun tarafa bir diğerinin oturması, aradaki mesafeyi kaldırarak “yan yana konuşuyoruz, sizi dinliyorum” mesajını daha rahat verebilmektedir. Yapılan araştırmalar, hekimin hastanın sözünü 15-20 saniyede kestiğini gösteriyor. Hekim elbette ki zaman baskısı altında çalışıyor, ancak hastayı hiç olmazsa anlayabilecek kadar dinlemek, ona gerektiğinde açık uçlu sorular sormak önemli. Hasta konuşurken, zaman zaman “evet” “hıhı” gibi onaylamalarla hekim hastayı dinlediğini karşı tarafa iletebilir. Hastayı beden diliyle konuşmaya teşvik etmek de mümkündür, zaman zaman başını onaylar şekilde sağlamak ve göz teması kurmak buna bir örnektir. Hastanın söylediklerini tekrarlamak ve bunları toparlamak da yanlış anlaşılmaları önler. Ancak her şey hekimden de beklenmemeli, genel olarak sağlık okur yazarlığı seviyesi düşük olan bir toplumuz, bunu yükseltmek konusunda da çaba gösterilmek zorundadır.

Haber/makale sınıfları: 
field_vote: