Genel

Anasayfa haberleri

Malnütrüsyon farkındalıkla aşılabilir

Hastanede kalış süresinin uzatan ve sağlık bakım maliyetlerini artıran bu durum sadece ülkemizde değil tüm dünyada önemli bir problem. Oysa, malnütrisyon farkındalıkla aşılabilir. 7 Kasım Dünya Nütrisyon Günü Kapsamında KEPAN ve Abbott işbirliği ile düzenlenen basın toplantısında Tedavide Beslenme Farkındalık Hareketi Sonuçları açıklandı. Toplantıya KEPAN Derneği Başkanı Prof. Dr. Osman Abbasoğlu, Prof. Dr. Selman Sökmen (9 Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Cerrahi AD), Prof. Dr. Şuayib Yalçın (Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Medikal Onkoloji AD), Prof. Dr. Erdem Göker (Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Medikal Onkoloji AD), Prof. Dr. Müge Akmansu (Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyasyon Onkolojisi AD), Prof. Dr. Gülistan Bahat Öztürk (İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Geriatri AD), Prof. Dr. Meltem Gülhan Halil (Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Geriatri AD) ve Abbott Nütrisyon Türkiye Genel Müdürü Gülberk Kavşuk katıldı.

İSTAHED: YENİ SAĞLIK RAPORLARI YÖNERGESİYLE KAOS DEVAM EDECEK!

Yeni duyurulan Sağlık Raporları Yönergesi ile ilgili, İstanbul Aile Hekimliği Derneği (İSTAHED) Başkan Yardımcısı Dr. Senem Özşehir’in yaptığı yazılı açıklamada şu ifadeler yer aldı:

“30.09.2019 tarihi itibarı ile Sağlık Bakanlığı sitesinden bir duyuru yapılarak hem hekimlerin hem de vatandaşın canına tak dedirten sağlık raporları karmaşasını bitirmeyi amaçlayan bir yönerge yayınlandı. Yönergenin makam oluru kısmındaki cümleler bu konunun artık ne kadar saçma bir hale geldiğinin itirafı gibiydi, şöyle deniyordu: ‘Türkiye’de evlilik, işe giriş, maluliyet, askere elverişlilik, engellilik tespiti, okula kayıt, silah ruhsatı, spor lisansı, sürücü raporları gibi birçok konuda farklı amaçla sağlık raporları düzenlenmektedir. Bunların yanı sıra kişilerin hastalanmaları halinde düzenlenen istirahat raporları ile ilaç ve tıbbi malzemenin temini gibi konularda da sağlık raporu düzenlenmesi gerekmektedir.’ Bu cümleler gerçekti ve doğrusu gerçeğin de sadece bir kısmını itiraf ediyordu. Halkımız neredeyse nefes almak için bile sağlık raporu almaya zorlanmaktaydı. Basit okul etkinliklerine katılacak öğrenciden kreşe gidecek 4 yaşındaki evladımıza, mahallesindeki bir havuzda biraz stres atmak isteyen gencimizden, askere gidecek olana, notere işi düşenden uçakla seyahat edecek olan yolcuya, hatta televizyonda bir programa katılacak olan seyirciye kadar her kesten, her konuda sağlık raporu istenir hale gelmişti.

DÜNYA AKCİĞER GÜNÜ

Türk Toraks Derneği Başkanı Prof. Dr. Hasan Bayram, 25 Eylül “Dünya Akciğer Günü” dolayısıyla yaptığı açıklamada, solunum sistemi hastalıklarının tüm dünyada sıklıkla göz ardı edilen ancak önemli oranda sağlık yüküne yol açan bir sorun olduğunu söyledi.
Prof. Dr. Hasan Bayram, “Halk sağlığı için ciddi bir tehdit oluşturan akciğer hastalıkları ve nedenlerine daha iyi odaklanmak üzere ilk defa 2017’de, Uluslararası Solunum Dernekleri Forumunun (‘Forum of International Respiratory Societies’, FIRS) girişimi, uluslararası solunum derneklerinin işbirliği ile 25 Eylül Dünya Akciğer Günü olarak ilan edilmiştir. Dünya Akciğer Günü’nün amacı solunum hastalıkları hakkında farkındalık yaratmak, solunum hastalıklarını önleme ve kontrol stratejilerini önceleme konularının küresel halk sağlığı hedeflerinin arasına alınmasını sağlamaktır. Asıl önemlisi, maddi gücü olsun-olmasın, herkesin sağlık hizmetine erişebilmesi ve kesintisiz sağlık hizmetini alabilmesidir. Bu sağlanamadığı taktirde; veremin, kanserin ve diğer hastalıkların tedavisi etkili olamaz, akciğer hastalıklarına karşı başarı elde edilemez.” dedi.

Bu Besinler Unutkanlığa İyi Geliyor

Bir söz vardır, zaman zaman hepimiz kullanırız. ‘’ Dün ne yediğimi bile hatırlamıyorum.’’ Ya da gün içinde hangi eşyamızı nereye koyduğumuzu, yapmamız gereken işlerimizi bile unutabiliyoruz. Peki bu unutkanlığın beslenmeye bağlı olabileceğini hiç düşündünüz mü? Hastane Derindere Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuğba Günal “Bilimsel çalışmalar; yanlış diyetlerin yetersiz tek tip beslenmenin hafızamız üzerinde olumsuz etkisi olduğunu göstermektedir. Bu durumları ancak beynimize iyi bakarak engelleyebiliriz. Bazı besinleri tüketmek hafızamızı öyle çok güçlendirir ki en güzel anılarınızı unutmazsınız.” diyor.

Elektronik sigaranın sağlığa zararları tartışmasızdır!

Prof. Dr. Elif Dağlı, elektronik sigaraların son zamanlarda saptanan yeni zararlarını şu şekilde özetledi:

“Elektronik sigara (e-sigara), klasik sigara içimini azaltan ya da bıraktıran bir uygulama değildir. Araştırmalar e-sigara kullananların %79’unun klasik sigara içmeye de devam ettiğini ortaya koymuştur. E-sigara içicilerinde felç riski %70, kalp krizi riski %60, koroner arter hastalığı riski %40 daha yüksektir. E-sigaranın içinde bulunan propilen glikol ve gliserol ısınıp buharlaştığında kanserojen maddeler açığa çıkmaktadır. Bu iki maddenin ayrıca iltihap yapıcı etkisi de gösterilmiştir. E-sigara aroma ve tatlandırıcıları kendi aralarında kimyasal etkileşime girerek farklı kimyasallara dönüşmektedir. Bu aroma ve tatlandırıcılar damarları döşeyen hücrelerde hasara neden olmaktadır. E-sigara buharı akciğeri koruyan makrofaj hücrelerinin çalışmasını bozmakta ve akciğeri her türlü hastalığa açık hale getirmektedir. Klasik sigaralardan farklı olarak e-sigaralarda bulunan lityum pillerinin patlaması yüz, göz, ağız ve çene yaralanmalarına neden olmaktadır. E-sigara cihazları içine çeşitli yasa dışı uyuşturucular konularak kullanılmaktadır. Bu durum özellikle gençlerde saldırganlık, kalp ritm bozuklukları, böbrek yetmezliği ve sara nöbetine yol açmaktadır. Zaten Amerikan İlaç ve Gıda Dairesi, e-sigara kullandıktan hemen sonra sara nöbeti geçiren 35 olgu nedeniyle e-sigaranın beyin üzerine etkilerini araştırmaktadır. E-sigaranın zararlı olduğu artık tartışmalı bir konu olmaktan çıkmıştır.” dedi.

Doğal olandan uzaklaştıkça hastalıklar artıyor

Mikrobiyotanın 2010 yılından itibaren önce bilim dünyasının daha sonrasında ise toplumun ve medyanın gündemine girdiğini belirten, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi, aynı zamanda Pediatrik Probiyotik, Prebiyotik ve Mikrobiyota Derneği Başkanı Prof. Dr. Ener Çağrı Dinleyici, “Tanımlanması yeni olmakla birlikte insanoğlu varoluşundan beri mikrobiyotası ile birlikte yaşamaktaydı, yeni olan sadece bunu farketmemiz. Mikrobiyota vücudumuzda başta bağırsaklarımız olmak üzere tüm organlarımızda bizimle birlikte yaşayan mikroplar, yani bakterileri, virüsler ve diğerleri. Aslında önemli değişim bu noktaydı, geçmişte bizi hasta eden bakterilerin yanında bizimle birlikte yaşadığında sağlıklı olmamızı sağlayan, birçok hastalıktan koruyan bakterilerin olduğu öğrendik. Mikrobiyom ise bizim ile birlikte yaşayan bakterilerin ve diğer mikroorganizmaların genetik özelliklerini de tanımlamaktaydı. Sonuçta bizim bedenimiz, genetik özelliklerimiz, mikrobiyota elemanları ve onların genetik yükü hep birlikte yaşıyoruz. Tüm bu nedenlerin ışığında 27 Haziran günü tüm dünyada Dünya Mikrobiyom Günü olarak belirlenip, sağlıklı mikrobiyotanın korunması hedeflenmektedir.” dedi.

Fosi̇l yakıtlar yer altında bırakılmalı

Birleşmiş Milletler Çevre Konferansı’nın önerisiyle 1972 yılından itibaren 5 Haziran, dünyanın çevre sorunlarına dikkat çeken bir gün olarak tanımlanmıştır.

Türk Toraks Derneği adına açıklama yapan, Dernek Başkanı Prof. Dr. Hasan Bayram, “İnsan sağlığını ve evrende yaşam şansı bulabildiğimiz tek yer olan dünyamızın geleceğinin tehdit altında olduğumuz bir dönemde Dünya Çevre Günü’nü önemsiyoruz.” dedi.

HAVA KİRLİLİĞİ ÖNEMLİ HASTALIK NEDENLERİ ARASINDA

Hava kirliliğinin en önemli kaynakları, ısınma, trafik ve sanayi faaliyetleri nedeniyle atmosfere salınan zararlı toz ve gazlar olduğunu belirten Bayram, “Ozon, azot oksitleri, kükürt dioksit, karbon monoksit ve değişik çaptaki partikül maddeler (PM10 ve PM2,5) bu zararlı maddelerin başında gelir. Dünyada her 10 kişiden 9’u kirli hava solumaktadır. Bu sağlıksız havanın solunmasının solunum hastalıkları, kalp ve damar hastalıkları, akciğer kanseri gibi hastalıklara yol açtığı, özelikle çocuklar, yaşlılar, yoksullar ve hastaların daha çok etkilendiği bilinmektedir. Özellikle 2,5 mikrondan küçük PM (PM2,5) başta KOAH ve astım gibi kronik solunum yolu hastalıkları ve kalp-damar hastalıkları nedenli hastaneye yatışlar, bu hastalıklara ve akciğer kanserine bağlı ölümler de dâhil tüm ölümler ile ilişkili bulunmuştur. Kömür, petrol ve diğer fosil yakıtlarının enerji üretiminde, endüstride ve evlerde ısınma amaçlı kullanımı, plansız kentleşmenin arttırdığı trafik ve sağlıktan ziyade kazanç eksenli yaşanan kentsel dönüşüm hava kirliliğinin kentlerdeki temel nedenidir. Enerji, trafik ve kentsel dönüşüm konularında Sağlık Etki Değerlendirmesin yapılması mutlaka zorunlu olmalıdır. Hava kirliliğinin temel nedenlerinden birisi olan enerji konusunda enerji arzı yerine talebi yöneten ve yönlendiren, dağıtımda enerji kaybını önleyen, enerji verimliliği ve tasarrufunu önceleyen, tümüyle yenilenebilir ve karbonsuz bir enerji sistemini planlayan ve toplumsal katılım ile yerel, yerinden yönetimi vurgulayan bir enerji politikasını hayata sokmak yerinde olacaktır.” dedi.

Yaşlılık değil ikinci ergenlik

Araştırmalar, insanların artık geçmiş nesillerden daha uzun yaşayacağına işaret ederken, bu ekstra yıllar pek çok soruyu da beraberinde getiriyor: Nasıl sağlıklı kalabiliriz? Yaşlılığımızı nerede geçirmeliyiz? Bize kim bakacak?
Pfizer'in “Get Old” projesi kapsamında hazırladığı “Yaşlanmanın Geleceği” isimli raporda, daha uzun ve daha kaliteli yaşamamız için bilim ve teknolojinin neler sunduğuna dair bu soruların cevapları aranıyor ve önemli bilgiler veriliyor. Geniş çaplı araştırmalara ve tıp, psikoloji ve teknoloji alanlarında önde gelen düşünürlerin ileriye yönelik öngörülerine dayanan “Yaşlanmanın Geleceği”, insan hayatının kaçınılmaz evresi yaşlılığın gelecekte nasıl bir dönüşüm geçireceğine dair geniş kapsamlı bir içgörü sunuyor.

Ramazanda multivitamin ve mineral desteği

Ramazan ayında orucun 16-17 saat sürelere çıkmasıyla oruç tutanlarda sıvı, vitamin ve mineral kayıpları olabiliyor. Bu durumlarla karşılaşmamak için alınabilecek en önemli önlemler; sahur ve iftar zamanlarında bol su içmek, meyve ve sebze tüketimini ihmal etmemek, multivitamin ve multimineral eksiklerini tamamlamak.Ramazan ayında oruç tutanlar, vitamin ve mineral kayıpları yaşayıp zorlanabiliyorlar. Ramazan bu sene de yaz dönemine denk geldiği için vücuttan terle birlikte atılan sıvı oranı çok daha fazla oluyor. Bu sebeple gün boyunca aç kalınan sürede elektrolit ve sıvı kaybını önlemek çok önemli. Uzman Diyetisyen İpek Ağaca Özger, bu dönem için beslenme tavsiyeleri ve dikkat edilmesi gereken noktaları paylaştı: “Bol su içmenin yanı sıra, elektrolit ve sıvı kaybını önleme adına günde 1 adet maden suyu da tercih edilebilir. İftardan sonra hemen çay içenlerse çayı açık tercih ederek sıvı alımına daha fazla katkıda bulunabilir.

Allerjik hastalar için ipuçları

1. Sabahın erken saatlerinde yaptığınız aktiviteleri en aza indirin; çünkü polen sayıları genellikle sabah saat 4 ile 8'de en yüksektir.
2. Pencereleri açmak yerine klimayı çalıştırın. Klimalar havadaki polen parçacıklarını filtreler; oysa pencereleri açarsanız polen çiçekleri içeri girebilir.
3. Klima filtrenizi düzenli olarak temizleyin.
4. Polen mevsimi için birkaç "güvenli" kıyafet bulundurun. Bunlar, yalnızca iç mekanlarda giyinip eve girer girmez değiştirebileceğiniz kıyafetler olsun.
5. Cilt ve saçlarınızdan poleni akıtmak için eve girer girmez duş yapın.
6. Belirtilerin ciddiyetini azaltmak için alerjenlere maruz kalmadan önce bir saat önce göz damlası, burun spreyi ve alerji ilaçlarınızı kullanın.
7. Arılara alerjiniz varsa parlak renkli, çiçek baskılı kıyafetler veya çiçek kokuları olan parfüm ve losyonlardan kaçının.
8. Çimlerin içinde yürürken daima ayakkabı giyin ve dışarıda çalışırken vücudunuzu olabildiğince örtün
9. Acil bir durumda ilaç taşımayı unutmayın.

Disleksi (özel öğrenme güçlüğü) tanımada 6 belirti

Disleksi (özel öğrenme güçlüğü), çocuğun bireysel ve standart test uygulamaları sonucu saptanan okuma, yazma ve matematik alanında; yaşı, okul durumu ve zekâ yönünden beklenene oranla düşük olmasıdır. Çocuğun öğrenme problemleri, akademik başarısını, okuma, yazma ve matematik becerisi gerektiren günlük etkinliklerini olumsuz yönde etkilemektedir.
Disleksi’nin tek tedavisinin erken tanı ve bununla birlikte verilecek erken eğitim olduğunu kaydeden Özel Eğitim Uzmanı Hasan Hüseyin Yıldırım, şunları söyledi:
“Öğrenme güçlüğü (disleksi), gelişimsel bir sorundur, yani doğuştan gelen bir durumdur. Bunun da tek tedavisi erken tanı ve bununla birlikte verilecek erken eğitimdir. Eğer bu eğitim, doğru zamanda verilirse, öğrenme güçlüğünün ilerleyen yıllardaki etkilerini en aza indirgemek mümkündür” dedi.

Damgalamadan önce bir kez daha düşünülmesi gereken rahatsızlık: Bipolar Bozukluk…

Psikiyatrik bir problem olan bipolar bozukluğun temel olarak duyguları düzenleyememe ve duyguların şiddetini kontrol edememe olduğunu dile getiren Psikolog Aylin Çıtakbaş; ‘Türkiye’de yaklaşık 2 milyon bipolar bozukluk hastası ve yakınlarının hastalığından etkilenen 6 milyon aile bireyi olduğu tahmin ediliyor. Genellikle 20’li yaşlarda görülmeye başlanan bipolar bozukluk, yaşam boyu sürdüğü için mutlaka düzenli psikiyatrik takip gerektiren; tedaviye başvurulmadığı ya da tedavinin reddedildiği durumlarda intiharla sonuçlanabilen ciddi bir ruhsal rahatsızlıktır. Ne yazık ki aralıklarla gerçeği yansıtmayan vaka öyküleri, ya da alkol ve uyuşturucu gibi maddelerle bipolar bozukluk arasında bağlantılar kurulması, bu hastalıkla mücadele eden ailelerin psikolojik açıdan zarar görmesine neden olmaktadır. Burada bizlere düşen en önemli görev, ailelere destek olmak, bipolar bozukluğa yönelik toplumsal farkındalığı artırmak ve bipolar bozukluğu olan bireylerin damgalanmasının önüne geçmektir. Bu ruhsal bozukluktan muzdarip olan kişilerin toplumsal hakları gözetilmeli, sosyal ve mesleki yaşam alanları sınırlanmamalıdır. 30 Mart Dünya Bipolar Günü her yıl, kendisinin de bipolar bozukluğu olduğu bilinen ünlü ressam Vincent Van Gogh’un doğum gününde kutlanmaktadır. Bu vesileyle, hastalıkla baş etmeyi başarmış kişilerin kendi başarı hikâyelerini anlatmasına fırsat verilerek, yeni teşhis almış bipolar bozukluk hastalarına da umut aşılanmaktadır ’ diye konuştu.

24 Mart Dünya Tüberküloz Günü

ürk Toraks Derneği Tüberküloz Çalışma GrubuBaşkanı Doç. Dr. Aylin Babalık, 24 Mart Dünya Tüberküloz Günü nedeniyle Dünyadave Türkiye’de tüberküloz (verem) hastalığının durumu ile hastalığın tanı,tedavi, korunmasına ilişkin açıklamalarda bulundu.

“Verem hastalığının nedeni bilinmektedir. Tanısı kolaydır. İlaçları ucuzdur ve hastalığı kesin tedavi eder. Yine de dünyada hergün dört binden fazla insan bu hastalıktan ölmektedir.”
Türk Toraks Derneği Tüberküloz Çalışma Grubu Başkanı Doç. Dr. Aylin Babalık, “DünyaTüberküloz Günü, Robert Koch’un 137 yıl önce verem hastalığının nedeni olan basili (Mycobacterium tuberculosis) keşfederek 24 Mart günü bu buluşunu bilim dünyası ile paylaşmasına ithaf edilmiştir. Vereme yol açan basil 1882’de, kesin tedavi edenilaçları da 1950’li yıllarda bulundu. Dünyada tüberküloz olarakadlandırılan Verem, 2017 yılında 1,6 milyon insanın ölümüne neden olmuştur.Hastalığın nedeni bilinmektedir. Tanısı kolaydır. İlaçları ucuzdur ve hastalığıkesin tedavi eder. Yine de dünyada her gün dört binden fazla insan buhastalıktan ölmektedir. Yoksulluk, sağlık alt yapısının olmayışı, sağlık personeli eksikliği ve diğer nedenlerle, kayıtlara geçmeyen tüberküloz hastasayısı 3,6 milyondur. Bir yılda kayıtlara geçen hasta sayısı 6,4 milyondur. Sonuçta, toplam 10 milyon insan her yıl tüberküloz hastalığına yakalanmaktadır.”şeklinde bilgi verdi.

Yaşlılıkta zatürre riskine dikkat

Dünya genelinde yaşlı nüfusun sayısı ve dünya yaş ortalaması hızla artarken yaşlılığın tanımı da değişiyor. Artık yaşlılık yıl hesabına göre değil, insanların hayatını başka birine muhtaç olmadan sürdürebilme kapasitesine göre tanımlanıyor. Yaşlılar Haftası sebebiyle görüş bildiren İstanbul Aile Hekimliği Derneği (İSTAHED) Bilim Komisyonu ve Aşı Çalışma Grubu Üyesi Uzm. Dr. Ayşe Seda Demirel, sağlıklı bir yaşlılığın mümkün olduğunu vurgulayarak, erişkin aşılamasının da bu doğrultuda büyük önem taşıdığını belirtti.

Down Sendromlu Bireylere Özel Aktiviteler ile Yaşam Kaliteleri Artıyor!

Down Sendromlu çocuğun fiziksel, sosyal, gelişimsel, tıbbi ve psikolojik özelliklerine göre yaşamının düzenlenmesi yaşam kalitesini arttırması yönünde yapılabilecek en önemli adımdır!
‘’Sağlıklı bir bebek dünyaya getirerek, onun her yönüyle sağlıklı bir gelişim seyri içerisinde büyümesini izlemek annelerin en büyük arzusudur. Şüphesiz annelik stresli ve zor bir süreçtir. Bu yönüyle engelli bir çocuğa sahip olan annenin anneliği daha da zordur’’ diyen İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Çocuk ve Ergen Psikolojisi Uzmanı Klnk. Psk. Emel Güler, açıkladı.

Sayfalar